| Yazan: Regaip ŞANLI,
|
Okunma Sayısı : 581 |
 |
| Padişahlık sırası |
32 |
| Saltanat süresi |
25 Haziran 1861 – 30 Mayıs 1876 |
| Önce gelen |
Abdülmecit |
| Sonra gelen |
V. Murat |
| Doğumu |
8 Şubat 1830 |
| Ölümü |
4 Haziran 1876 (46 yaşında) |
| Annesi |
Pertevniyal Valide Sultan |
| Babası |
II.Mahmut |
SULTAN ABDÜLAZİZ (1861 – 1876)
HAYATI
Sultan Birinci Abdülaziz 8
Şubat 1830 tarihinde İstanbul'da doğdu. Babası Sultan İkinci Mahmud, annesi
Pertevniyal Valide Sultan'dır. Ela gözlü, beyaza yakın kumral tenli, sert
bakışlı ve top sakallıydı.
Ağabeyi Sultan Birinci
Abdülmecid'in vefatı üzerine 25 Haziran 1861 günü tahta çıktığında 31
yaşındaydı. İsrafçı bir padişah olarak tanınmasına rağmen, çok sade giyinir,
sarayda bir terlik, bir entari ile dolaşırdı. Babası öldüğü zaman dokuz
yaşlarındaydı. Ancak ağabeyi Sultan Birinci Abdülmecid, onun eğitimine çok önem
verdi. Şehzadeliği sırasında rahat ve korkusuz bir hayat sürdü.
Çok iyi Fransızca konuşurdu.
Şiire ve müziğe de ilgisi vardı. Kendine ait besteleri vardır. Resim yapma
kabiliyeti de çok üstün olan Sultan Birinci Abdülaziz, Osmanlı donanmasına
ısmarlayacağı gemilerin planını bizzat kendisi çizmişti. Ok atmayı, ata binmeyi,
avlanmayı ve özellikle güreşmeyi çok severdi. Güçlü, kuvvetli ve pehlivan
yapılıydı. En iyi pehlivanlarla güreşir ve sırtlarını yere getirirdi.
SİYASİ GELİŞMELER
Abdülaziz tahta çıktığında
Osmanlı Devleti'nde önemli dış borç sorunu vardı. Hazine boşalmış ve Osmanlı
Devleti'nin eski görkemli dönemleri geride kalmıştı.
Osmanlı içinde yaşayan
özellikle gayri müslim milletler Fransız İhtilalinin getirdiği özgürlükçü ve
milliyetçi duygulardan ve Avrupalı devletlerin kışkırtmaları sonucunda yeniden
ayaklanmaya başlamışlardı.
KARADAĞ İSYANI
Balkanlarda Rusya'nın ve
Avusturya'nın teşvikiyle Karadağ'da ayaklanma başladı. Ancak Serdar-ı Ekrem Ömer
Paşa komutasındaki birlikler ayaklanmayı bastırdı.
Rusya'nın ve Fransa'nın
baskıları sonucu 8 Eylül 1862 tarihinde imzalanan İstanbul Protokolü ile Belgrad
kalesinin iç kesimleri Osmanlılara kalacak, dış bölgeleri ise Sırplara
bırakılacaktı.
MISIR SEYAHATİ
Sultan Birinci Abdülaziz
Mısır seyahatine çıkmaya karar vermişti. 3 Nisan 1863 günü Feyz-i Cihad Vapuru
ile İstanbul'dan ayrıldı. Yanında yeğenleri Şehzade Murat, Şehzade Abdülhamid ve
Şehzade Mehmed Reşad da bulunuyordu. Mısır'da halk padişaha çılgın sevgi
gösterilerinde bulundu. Yavuz Sultan Selim'den bu yana hiçbir Osmanoğlu Mısır'a
ayak basmamıştı.
Mısır'a önem veren Abdülaziz
sonraki yıllarda da Mısırla ilgili yeni düzenlemelerde bulundu. Mısır Valileri 2
Haziran 1866 gününden itibaren "Hıdiv" ünvanıyla anılmaya başlandı.
ROMANYA SORUNU
İmzalanan Paris
Antlaşması'nda belirtilen maddeye göre Eflak ve Boğdan Beyliği iç işlerinde
bağımsızdılar. 1862'de Bükreş'te toplanan Eflak ve Boğdan ortak Meclisi
Romanya'nın birliğini sağladılar. Romanya prensinin güvesizlik oyu alamamasından
sonra olaylar büyüdü ve Romanya'daki kargaşa bitmedi. 1866 yılında Romanya
birliği ve Romanya Prensi Charles'ın prensliği kabul edildi.
GİRİT SORUNU
18. yüzyıl sonlarında
başlayan Girit sorunu 19. Yüzyıl boyunca devam etmiş, Girit'te yaşayan Rumlar
her fırsatta ayaklanmışlardı. Sultan Abdülaziz döneminde de adada isyan çıktı.
Osmanlı Devleti sorunu hem askeri, hem de idari açıdan çözmek için girişimlerde
bulundu. Ancak Yunanistan'a ilhaktan (Enosis) başka bir düşünceleri olmayan
Giritli Rumlara karşı başarı sağlanamadı (2 Eylül 1866).
Girit'e gönderilen Sadrazam
Mehmed Emin Ali Paşa, 6 Ekim 1867'de adanın yeni statüsünü belirlemek için bir
ferman yayınlattı. Bu fermanla Girit'e yeni bir idare şekli getiriliyordu. Sivil
yönetim padişahça atanan yeni valiye, Askeri idare ise komutana veriliyor,
atanan valinin biri müslüman diğeri hıristiyan iki yardımcısı olacaktı. Gümrük
vergisi hariç diğer vergilerden ada muaf olacak, iki resmi dili olacaktı. Karma
meclis tarım, bayındırlık, ticaret ve endüstri işlerini planlayacaktı.
BELGRAD'IN ELDEN ÇIKMASI
Paris Antlaşması'ndan sonra
Sırplar düşmaca davranışlar sergiliyor, Müslümanlar ve Sırplar arasında
çarpışmalar oluyordu. 1862'de varılan mutabakata göre Belgrad kalesi
Osmanlılarda kalmış, Sırplar ise Belgrad yakınlarındaki Sokod ve Owitza
kalelerine hakim olmuşlardı. Sırplar Avrupalı devletlere güvenerek Belgrad'ı da
istediler. Yeni bir savaşa girmek istemeyen Osmanlı Devleti, Kanuni Sultan
Süleyman tarafından alınan Belgrad'ı 10 Nisan 1867'de Sırbistan'a teslim etti.
AVRUPA SEYAHATİ
Sultan Abdülaziz ülke dışına
çıkıp, Avrupa Başkentlerini ziyaret eden ilk padişahtır. Zira o tarihe kadar bir
Osmanlı hükümdarının yabancı bir ülkeyi resmi veya gayri resmi şekilde ziyaret
etmesi asla görülmemişti.
Sultan Abdülaziz'in 21
Haziran 1867 günü İstanbul'dan hareketinden, 7 Ağustos 1867 günü İstanbul'a
dönüşüne kadar bir ay on altı gün süren bu Avrupa seyahati, bilhassa Rusya ile
müttefik şekilde hareket eden Fransa'ya, Balkanlardaki Türk siyasetini açıklamak
ve yeni bir Rus savaşını önlemek amacıyla düzenlendi.
BOSNA HERSEK VE BULGAR İSYANI
1875 Yılında Bosna-Hersek'te
de ayaklanma çıktı. Bu bölgedeki ayaklanmaya müdahale eden Avrupalı devletler
bazı reformlar yapılmasını istediler. Hazırlanan reform paketi Bulgaristan'da
ayaklanma başladığı için uygulanamadan rafa kaldırıldı. Bulgaristan'ın amacı tam
bağımsız bir devlet olabilmekti. Ayaklanan Bulgar çetelerine destek veren
Avrupalılar kendi çıkarlarına uygun bir nokta bulamadıkları için Bulgaristan
sorunu da askıda kaldı.
ISLAHATLARI
Abdülaziz döneminde,
Abdülmecid döneminde başlayan yenilik hareketleri sürdürüldü. Yeni bir vilayet
teşkilatlanmasına geçildi. Kadılık Kurumu daha sıkı denetim altına alınarak 1
Nisan 1868 Şura-yı Devlet ve 1870 yılı içerisinde de Divan-ı Muhasebat kuruldu
(Danıştay ve Sayıştay). Ayrıca eğitim, ulaşım ve bankacılık konularında çeşitli
düzenlemeler yapıldı.
Sultan Abdülaziz döneminde
donanmanın modernleştirilmesine de çalışıldı. 1875 yılına doğru Türk
donanmasında 816 top taşıyan 21 zırhlı ve 173 yardımcı gemi vardı. Türk
Bahriyesinde 50.000 efrad, 700 subay, 208 yüksek rütbeli subay, 11 Tümamiral, 6
Koramiral ve üç Oramiral vardı. Bu görüntüsüyle İngiltere ve Fransa'dan sonra
dünyanın üçüncü büyük donanması haline gelmişti.
Sultan Abdülaziz 14 sene 11
ay beş gün tahtta kalmıştır. Bu süre içerisinde meşrutiyet fikrine başta sıcak
baksa da, sonraları değişip bu fikri savunanlara karşı zor kullanacaktır.Dönemin
aydınlarından Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa ile padişahlığının ilk
dönemlerinde sıcak ilişkiler kurduysa da Namık Kemal'i Vatan Yahut Silistre
piyesinden sonra Kıbrıs'a sürgün edecek kadar sertleşmiştir. Ülkede meşruti
yönetimin gelmesini isteyenlerin yarattığı bu özgürlük havası içerisinde
Abdülaziz'in tahttan indirilmesi konusunda kamuoyu oluşturuldu. Mithat Paşa'nın
kışkırtmaları sonucu üniversite öğrencileri 10 Mayıs 1876 tarihinde bir protesto
yürüyüşü düzenlediler. Bundan bir süre sonra, 30 Mayıs 1876 salı günü sabaha
doğru saray Hüseyin Avni Paşa komutasındaki askerlerce basılmış ve Sultan
Abdülaziz kansız şekilde tahttan indirilmiştir.
Sultan Abdülaziz'in tahtan
indirildikten dört gün sonra, hapis hayatı yaşadığı Feriye Sarayında sakalını
düzeltmek için istediği söylenen makasla bileklerini keserek intihar ettiği
söylense de öldürülmüş olabileceğine dair kanıtlar da vardır (4 Haziran 1876).
MİMARİ ESERLER
Hemen hemen tüm Osmanlı
padişahları gibi Sultan Abdülaziz'de, mimari konuda çalışmalar yapılmasını
destekledi.
Mısır seyahatinden önce
yaptırdığı Harbiye binası,
Aksaray Valide Camii,
Sadabad Camii,
Maçka sırtlarında Aziziye
Camii,
Yine Konya'da Aziziye Camii,
Beylerbeyi Sarayı ve Çırağan
Sarayı onun döneminde inşa edildi.
TUĞRASI

ULAŞTIĞI SINIRLAR

|