| Yazan: Regaip ŞANLI,
|
Okunma Sayısı : 354 |
Yeni Sayfa 12
 |
| Padişahlık sırası |
23 |
| Saltanat süresi |
22 Ağustos 1703 – 1 Ekim 1730 |
| Önce gelen |
II. Mustafa |
| Sonra gelen |
I. Mahmut |
| Doğumu |
30 Aralık 1673 |
| Ölümü |
1 Temmuz 1736 (62 yaşında) |
| Annesi |
Emetullah Rabia Gülnuş Sultan |
| Babası |
IV. Mehmet |
SULTAN ÜÇÜNCÜ
AHMED(1703 – 1730)
HAYATI
Sultan Üçüncü Ahmed 30
Aralık 1673 günü doğdu. Babası Sultan Dördüncü Mehmed, annesi Emetullah Rabia
Gülnuş Sultan'dır. Annesi Giritlidir. Sultan İkinci Mustafa'nın öz kardeşi olan
Sultan Üçüncü Ahmed, uzun boylu, kara gözlü, doğan burunlu ve buğday tenli idi.
Son derece zeki, hassas ve zarif bir insandı. İyi bir tahsil ve terbiye görmüş
olan Sultan Üçüncü Ahmed ünlü hocalardan dersler almıştı.
Sultan Üçüncü Ahmed, ağabeyi
Sultan İkinci Mustafa'nın vefatı üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde 30 yaşında
iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan
Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan Üçüncü Ahmed, hattat ve şairdi. "Necib"
mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca Musiki ile de yakından ilgileniyordu. Divan
şairlerinden Urfalı Nabi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi.
Gençliği diğer Osmanlı
şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği
kalktığından, rahat bir hayat sürdü. İstediği her şeyle ilgilendiği için bilgisi
de, görgüsü de arttı. Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve
matbaanın Osmanlı Devletine gelmesi için çok çaba sarfetti. 27 yıl gibi uzun bir
süre tahtta kalan Sultan Üçüncü Ahmed, çıkan Patrona Halil isyanı sonunda, 1
Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekildi.
Sultan Üçüncü Ahmet'in
padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma
gayretleri ile geçti. Ancak kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili
olamadı. Sultan Üçüncü Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, ona
idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu
ve Sultan Üçüncü Ahmet'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu.
Sultan Üçüncü Ahmed
zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Bunun sebebi Rusya'nın
Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, balkanlardaki toplumları
Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi.
Erkek Çocukları: Birinci
Abdülhamid, Üçüncü Mustafa, Süleyman, Bayezid, Mehmed, İbrahim, Numan, Selim,
Ali, İsa, Murad, Seyfeddin, Abdülmecid, Abdülmelik
Kız Çocukları: Emine, Rabia,
Habibe, Zeyneb, Zübeyde, Esma, Hatice, Rukiye, Saliha, Atike, Reyhan, Esime,
Ferdane, Nazife, Naile, Ayşe, Fatma, Emetullah, Ümmüselma, Emine, Rukiye, Zeyneb,
Sabiha
PRUT SAVAŞI
Rusya, Osmanlı Devleti ile
mücadelesinde kendi lehine bir zemin yaratmak istiyordu. Osmanlı Devleti içinde
yaşayan Ortodoks toplumları kışkırtarak Osmanlı Devleti'ni zayıflatacak ve
yapacağı savaşlarda daha önce kaybettiği toprakları geri alacaktı. Eflak ve
Boğdan Beylerini Osmanlılara karşı kışkırtan Rus Çarı Deli Petro, Poltova
Savaşı'nda İsveç Kralı Demirbaş Şarl'ı yenince, Demirbaş Şarl Osmanlılara
sığındı. İsveç Kralını kovalayan Rus birliklerinin Osmanlı topraklarına akınlar
düzenlemesi üzerine, Osmanlı Devleti Rusya'ya karşı savaş ilan etti (1711).
Sadrazamlığa getirilen
Baltacı Mehmed Paşa, 100.000 kişilik bir orduyla Tuna'yı geçerek Eflak'a
girerken, Osmanlı donanması da Karadeniz'e açıldı. Osmanlı kuvvetleri, Kırım
Ordusunun da desteği ile Rus birliklerini Prut Nehri kıyısında çember içine
aldılar. O an için kurtuluş imkanı bulunmayan Rus Çarı Deli Petro, Moskova'ya
bir mektup yazarak durumun zorluğunu ve ümitsizliğini anlattı. Çariçe Birinci
Katarina araya girerek Osmanlı Devleti'ne barış teklifinde bulundu. Hem Kırım
Hanı, hem de İsveç Kralı saldırıya geçilip Rus ordusunun yok edilmesini
savunuyorlardı. Ancak Baltacı Mehmed Paşa, yeniçerilere güvenmiyordu. Kuşatma
sırasında yeni bir kutsal ittifakın oluşturulabileceği düşüncesine sahip olan ve
Osmanlı ordusunun çok yıpranacağı endişesini taşıyan Baltacı Mehmed Paşa barış
yapılmasını kabul etti (21 Temmuz 1711). İmzalanan Prut antlaşması ile Azak
kalesi Osmanlılara geri verildi. Ruslar, İstanbul'da devamlı bir elçi
bulundurmayacak ve İsveç Kralı Şarl'ın serbestçe ülkesine dönmesine izin
vereceklerdi.
Osmanlı Devleti kazandığı bu
başarıdan sonra, daha önce kaybedilen Mora yarımadasını da geri almak istiyordu.
Venedikli korsanların Osmanlı ticaret gemilerine saldırmaları ve Mora halkının
Osmanlı Devleti'nin yönetimi altına girmeyi istemesi Venediklilere savaş
açılmasına neden oldu (8 Aralık 1714). Silahtar Ali Paşa, Modon, Koron ve
Navarin'i alarak Mora'yı fethetti (22 Ağustos 1715).
PASAROFÇA ANTLAŞMASI
Avusturya'nın, Karlofça
Antlaşması gereğince Mora'nın Venediklilere geri verilmesini istemesi üzerine,
Avusturya'ya da savaş açıldı. Sadrazam Silahtar Ali Paşa, Osmanlı ordusu ile
birlikte Macaristan'a girdi. Peter Varadin'de Prens Ojen komutasındaki Avusturya
ordusu Osmanlı kuvvetlerini bozguna uğrattı (5 Ağustos 1716) ve Sadrazam
Silahtar Ali Paşa şehit düştü. Bu bozgundan sonra 18 Ağustos 1717 tarihinde
Belgrad düşman eline geçti. Silahtar Ali Paşa'nın yerine sadrazamlığa getirilen
Damat İbrahim Paşa barış teklif etti. Yapılan Pasarofça Antlaşmasına göre;
yukarı Sırbistan, Belgrad ve Banat yaylası Avusturya'ya, Dalmaçya, Bosna ve
Arnavutluk kıyıları Venedik'e verildi, Mora Yarımadası Osmanlılarda kaldı (1
Temmuz 1718).
1724 yılında İran'da taht
kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanarak İran'ı ele geçirmek isteyen Rusya
harekete geçti. İran'ın Rusya'nın eline geçmesini istemeyen Osmanlı Devleti
İran'a sefer düzenledi. Ruslarla yapılan İstanbul antlaşmasına göre
Azerbaycan'da alınan yerler Osmanlılarda kalacak, Derbent, Bakü ve Dağıstan
Ruslara bırakılacaktı.
LALE DEVRİ
1718 yılında imzalanan
Pasarofça Antlaşmasından sonra Osmanlı Devleti'nde yeni bir dönem başlamıştı.
1730 yılındaki Patrona Halil İsyanına kadar, 12 yıl süren bu döneme Lale Devri
denir. Sultan Üçüncü Ahmed ve Damat İbrahim Paşa barışçı bir siyasetten
yanaydılar. Lale Devri de bu barışçı politikaların bir ürünü olarak ortaya
çıkmıştı.
Lale Devri'nde edebiyat,
kültür ve sanat alanında gelişmeler olduğu gibi, teknik konularda da Avrupalı
devletlerden etkilenilerek bazı yenilikler gerçekleştirildi. Bu dönem de
Avrupa'ya ilk kez geçici elçiler gönderildi. 1727 yılı ortalarında Osmanlı
Devleti'nde de matbaa kurulması için düzenlenen padişah fermanı üzerine, Paris
Elçisi 28. Mehmed Çelebi'nin oğlu Sait Efendi ve İbrahim Müteferrika ilk
matbaayı kurdular (16 Aralık 1727).
Lale Devri'nde Yalova'da bir
kağıt fabrikası kuruldu. İstanbul'da sık sık çıkan yangınları daha hızlı kontrol
altına almak için, yeniçeriler içinden bir itfaiye örgütü oluşturuldu. Yine
İstanbul'da bir kumaş fabrikası ve bir çini imalathanesi açıldı. Her tarafta
birçok köşk, saray ve lale bahçeleri yapıldı. Ayrıca Doğu kültürünün klasik
eserleri ilk kez Türkçe'ye çevrildi. İstanbul'da halk yıllar süren savaşlardan
sonra böyle bir dönem yaşamanın mutluluğu içerisinde idi.
PATRONA HALİL İSYANI
Damat İbrahim Paşa'nın
açtığı zevk ve sefahat devrinden memnun olmayan bu yapılanları israf olarak
gören bir kitle oluşmuştu. Bu topluluk İran seferinden olumsuz haberler gelmesi
üzerine, harekete geçmiş camilerde ve diğer yerlerde propaganda yaparak
ayaklanmanın zeminini oluşturmaya başlamıştı. Yeniçerilerin içerisinde de
huzursuzluk belirmişti. On yedinci Ağa Bölüğü Yeniçerisi Patrona Halil ve
yandaşları 25 Eylül 1730'da ayaklanmayı başlatmışlar, ancak halkın onlara
katılmaması endişesiyle bu girişimlerinden vazgeçmişlerdi. İsyancılar üç gün
sonra Bayezit caminin Kaşıkçılar kapısı tarafından yürüyüşe geçerek ayaklanmayı
resmen başlattılar. Esnafı da dükkanlarını kapatarak kendilerine katılmaya ikna
eden isyancılar, hapishaneleri boşalttılar ve yeniçerilerden de yardım gördüler.
Yeniçeri ağalarından Hasan Paşa onlara karşı harekete geçtiyse de başarılı
olamadı.
Bu gelişmeler üzerine Sultan
Üçüncü Ahmed isyancıların ne istediklerinin sorulmasını istedi. İsyancılar,
Sadrazam Damat İbrahim Paşa ile birlikte 37 kişinin kendilerine teslim
edilmesini istediler. Lale Devri'nin önemli kişilerinden olan Damat İbrahim Paşa
ve bazı devlet adamları idam edilerek isyancılara teslim edildi. İsyan sırasında
şehir tahrip edildi. İsyancılar Sadabad Köşkü'nü yaktılar. Ayrıca Divan
şairlerinden Nedim de isyan sırasında öldü.
Patrona Halil ve diğer
isyancı başları, bu sefer de tüm isteklerini yerine getiren Sultan Üçüncü
Ahmed'in tahtan indirilmesini istedi. Kendisine ve ailesine zarar verilmemesi
durumunda tahttan çekileceğini bildiren Sultan Üçüncü Ahmed, 1 Ekim 1730'da
Osmanlı tahtını Şehzade Mahmud'a bıraktı.
MİMARİ ESERLER
İnce ve hassas bir ruha
sahip olan Sultan Üçüncü Ahmed, Sadrazam Damat İbrahim Paşa ile uyum içerisinde
çalışmış, bu sırada yaşanan Lale Devri'nde sanata, edebiyata ve toplumsal hayata
özgün bir anlayış getirilmişti.
Sultan Üçüncü Ahmed;
Topkapı sarayı ile Yeni
Camii'de birer Kütüphane,
Ayasofya'da Bab-ı Humayun'un
karşısında Türk sanat şaheserlerinden sayılan bir çeşme (Sultan Üçüncü Ahmet
Çeşmesi) ve
İstanbul'un su ihtiyacını
karşılamak amacıyla da Deryay-i Sim adlı bir su bendi inşa ettirmiştir.
Bunlardan başka;
Üsküdar Yeni Valide Camii,
Çorlulu Ali Paşa Medresesi,
Damat İbrahim Paşa Camii ve
Külliyesi,
İstanbul'da Yeni Postane
arkasında Daarül Hadis ve Sebil,
Ortaköy Camii önündeki
çeşme,
Üsküdar Şemsi Paşa'da Hüsrev
Ağa Camii önündeki çeşme ve
Çubuklu Camii yanındaki
Mesire Çeşmesi gibi eserler yine bu dönemde yapılmıştır.
TUĞRASI

ULAŞTIĞI SINIRLAR

|