| Yazan: Regaip ŞANLI,
|
Okunma Sayısı : 357 |
Yeni Sayfa 10
 |
| Padişahlık sırası |
36 |
| Saltanat süresi |
3 Temmuz 1918 – 17 Kasım 1922 |
| Önce gelen |
V. Mehmet |
| Sonra gelen |
--------------- |
| Doğumu |
2 Şubat 1861 |
| Ölümü |
15 Mayıs 1926 |
| Annesi |
Gulüstü Kadın Efendi |
| Babası |
Abdülmecit |
SULTAN MEHMED
VAHDEDDİN (1918 – 1922)
HAYATI
Sultan Mehmed Vahdeddin otuz
altıncı ve son Osmanlı padişahıdır. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülistu
Kadın Efendi'dir. 2 Şubat 1861 tarihinde İstanbul'da doğdu. Babası Sultan
Abdülmecid, Sultan Mehmed Vahdeddin doğduğu yıl, annesi Gülistu Kadın Efendi de,
o henüz çok küçükken vefat etmişlerdi. Çocuk denecek yaşlarda hem öksüz, hem
yetim kalan Sultan Mehmed Vahdeddin, babası Sultan Abdülmecid'in kadınlarından
Şayeste Kadın tarafından büyütüldü.
Sultan Abdülaziz'in
saltanatı sırasında henüz bir çocuk olduğu için serbest yetişti. Eğitim ve
öğrenimi ile ağabeyi Sultan İkinci Abdülhamid henüz padişah değilken bile
yakından ilgilendi. Sultan İkinci Abdülhamid, saltanat yıllarında da bu tutumunu
değiştirmedi, ona hep değer verdi ve onu korudu. Bu yüzden ağabeyinin saltanat
yıllarında rahat bir hayat yaşadı.
Sultan Mehmed Vahdeddin, çok
okurdu, okuduğunu iyi anlardı. Özellikle fıkha ait eserler ilgisini çekmişti.
Kitabeti ve imlâsı düzgündü. Zekî bir insandı, fikirlerini kâğıt üstüne
aktarmakta zorluk çekmezdi. Çok nazik bir insan olan Sultan Mehmed Vahdeddin,
Viyana seyahati sırasında hem yanındakileri hem de yabancıları nezaketine hayran
bırakmıştı. Az konuşur, daha çok dinlemeyi sever ve birisini dinlerken pür
dikkat kesilirdi.
Sultan Mehmed Reşad, padişah
olduğu zaman, yaş bakımından Sultan Mehmed Vahdeddin'den daha büyük olan Sultan
Abdülaziz'in oğlu Yusuf İzzeddin veliaht idi.
Yusuf İzzeddin'in ölümü
üzerine veliahtlığa Sultan Mehmed Vahdeddin getirildi.
Veliaht olarak bulunduğu
yıllarda, Birinci Dünya Savaşı çıktı. Savaş sırasında Osmanlı Devleti'nin
veliahtı olarak Almanya'ya resmî bir gezi yaptı. Bu seyahatinde yanında
Mustafa Kemal de bulunudu.
Sultan Mehmed Reşad'ın ölümü üzerine, Sultan Altıncı Mehmed Vahdeddin sanı ile
padişah oldu.
MONDROS MÜTAREKESİ
30 Ekim 1918 tarihinde,
Limni adasının Mondros Limanı'nda Bahriye Nazırı Hüseyin Rauf Orbay'ın
Başkanlığı'nı yaptığı Osmanlı Heyeti ile İngiliz Amiral Calthorp'un Başkanı
olduğu İtilâf Devletleri Heyeti arasında imzalanan Mondros Mütarekesi ile
silahlı çatışma sona ermiştir. I. Dünya Savaşını bitiren bu antlaşma aslında çok
ağır şartlar taşıyordu. Mondros Mütarekesi aslında Osmanlı Devleti'nin
yıkılışını öngörmekte; İtilâf Devletleri'ne Osmanlı Devleti'nin herhangi bir
bölgesine, güvenliklerini tehdit edecek bir durum nedeni ile işgal hakkını
tanımakta idi.
Mustafa Kemal bu mütareke
ile ilgili olarak şunları söylüyordu; Osmanlı Hükümeti bu mütareke ile kendini
kayıtsız şartsız düşmana teslim etmeğe muvafakat etmiştir. Yalnız muvafakat
etmiş değil, düşmanların memleketi istilâsı için onlara muaveneti (yardımı) de
vaad eylemiştir. Bu Mütareke olduğu gibi tatbik edildiği takdirde memleketin
baştan sona kadar işgal ve istilâya maruz olacağı şüphesizdir.
Mondros Ateşkes Antlaşması
ile İtilâf Devletleri, barış antlaşmasının imzalanmasını beklemeden, Türk
topraklarının taksimine giriştiler. Ateşkes Antlaşmasının 7. maddesi gereğince,
bütün bir memleketin işgali için İtilâf Devletleri'ne imkân veriyordu.
Mondros Ateşkes
Antlaşması'nın başlıca hükümleri şunlardır:
1- Çanakkale ve İstanbul
Boğazlarının açılması, Karadeniz'e serbestçe geçişin temini ve Çanakkale ve
Karadeniz istihkâmlarının İtilâf Devletleri tarafından işgali sağlanacaktır.
2- Osmanlı sularındaki bütün
torpil tarlaları ile torpido ve kovan mevzilerinin yerleri gösterilecek ve
bunları taramak ve kaldırmak için yardım edilecektir.
3- Karadeniz'deki torpiller
hakkında bilgi verilecektir.
4- İtilâf Devletlerinin
bütün esirleri ile Ermeni esirleri kayıtsız şartsız İstanbul'da teslim
olunacaktır.
5- Hudutların korunması ve
iç asayişin temini dışında, Osmanlı ordusu derhal terhis edilecektir.
6- Osmanlı harp gemileri
teslim olup, gösterilecek Osmanlı limanlarında gözaltında bulundurulacaktır.
7- İtilâf Devletleri,
güvenliklerini tehdit edecek bir durumun ortaya çıkması halinde herhangi bir
stratejik yeri işgal etme hakkına sahip olacaktır.
8- Osmanlı demiryollarından
İtilâf Devletleri istifade edecekler ve Osmanlı ticaret gemileri onların
hizmetinde bulundurulacaktır.
9- İtilâf Devletleri,
Osmanlı tersane ve limanlarındaki vasıtalardan istifade sağlayacaktır.
10-Toros Tünelleri, İtilâf
Devletleri tarafından işgal olunacaktır.
11- İran içlerinde ve
Kafkasya'da bulunan Osmanlı kuvvetleri, işgal ettikleri yerlerden geri
çekilecekler.
12- Hükümet haberleşmesi
dışında, telsiz, telgraf ve kabloların denetimi, İtilâf Devletlerine geçecektir.
13- Askerî, ticarî ve
denizle ilgili madde ve malzemelerin tahribi önlenecektir.
14- İtilâf Devletleri kömür,
mazot ve yağ maddelerini Türkiye'den temin edeceklerdir (Bu maddelerden hiç biri
ihraç olunmayacaktır).
15- Bütün demiryolları,
İtilâf Devletlerin zabıtası tarafından kontrol altına alınacaktır.
16- Hicaz, Asir, Yemen,
Suriye ve Irak'taki kuvvetler en yakın İtilâf Devletlerinin kumandanlarına
teslim olunacaktır.
17- Trablus ve Bingazi'deki
Osmanlı subayları en yakın İtalyan garnizonuna teslim olacaktır.
18- Trablus ve Bingazi'de
Osmanlı işgali altında bulunan limanlar İtalyanlara teslim olunacaktır.
19- Asker ve sivil Alman ve
Avusturya uyruğundan olanlar bir ay zarfında Osmanlı topraklarını terk
edeceklerdir.
20- Gerek askerî teçhizatın
teslimine, gerek Osmanlı Ordusunun terhisine ve gerekse nakil vasıtalarının
İtilâf Devletlerine teslimine dair verilecek herhangi bir emir, derhal yerine
getirilecektir.
21- İtilâf Devletleri adına
bir üye, iaşe nezaretinde çalışacak bu devletlerin ihtiyaçlarını temin edecek ve
isteyeceği her bilgi kendisine verilecektir.
22- Osmanlı harp esirleri,
İtilâf Devletlerinin nezdinde kalacaktır.
23- Osmanlı Hükümeti,
merkezî devletlerle bütün ilişkilerini kesecektir.
24- Altı vilâyet adı verilen
yerlerde bir kargaşa olursa, vilâyetlerin herhangi bir kısmının işgali hakkını
İtilâf Devletleri haiz bulunacaktır.
25- Müttefiklerle Osmanlı
Devleti arasındaki savaş, 1918 yılı Ekim ayının 31 günü mahallî saat ile öğle
zamanı sona erecektir.
SEVR ANTLAŞMASI
Ana hatları 24 Nisan 1920'de
San Remo Kanferansı'nda kararlaştırılan Sevr Antlaşması, 11 Mayıs 1920'de
incelenmek üzere Osmanlı Hükümeti'ne verilmişti.
Antlaşması'nın kabulünü
kolaylaştırmak ve Sevr hükümlerini uygulamak üzere, İtilâf Devletleri'nin teşvik
ve desteği ile Yunan ordusu da 23 Haziran 1920'de Anadolu'da ve Trakya'da
saldırıya geçti. Bursa'nın, Balıkesir'in, Uşak'ın ve Nazilli'nin ardarda işgali
ile Sevr'in uygulanmasını sağlamak ve Antlaşma maddelerinde herhangi bir
değişikliğe meydan vermemek bu saldırıda esas amaç olmuştu.
Sultan Vahdeddin'in
başkanlığında toplanan Şûra-yı Saltanat 22 Temmuz 1920'de "zayıf bir
mevcudiyeti, mahva tercih edilmeğe değer" görerek Antlaşma'nın onanmasına karar
vermiştir. Tevfik Paşa'nın, Türk topraklarını parçalayan, millî şeref ve
haysiyetle bağdaşmayan bu antlaşmayı imzalamaması üzerine Damad Ferit Paşa
tarafından görevlendirilen Reşat Halis Bey, Hâdi Paşa ve Rıza Tevfik (Bölükbaşı)
Bey Sevr Antlaşmasını 10 Ağustos 1920'de imzaladılar.
Sevr Antlaşması'na göre,
Osmanlı Devleti parçalanıyor, Türk Milleti de yasama hakkından yoksun
bırakılıyordu.
Rumeli sınırımız
aşağı-yukarı İstanbul vilâyeti olarak tayin olunuyordu. Batı Anadolu ( İzmir ve
havalisi) Yunanlılara veriliyordu. Güney sınırı ise, Mardin, Urfa, Gaziantep,
Amanos dağları ve Osmaniye'nin kuzeyinden geçmekte ve bu sınırın güneyini
Fransa'ya bırakmakta idi. Doğuda Bayazıt, Van, Muş, Bitlis ve Erzincan'ı içine
alan bir Ermenistan, Irak ve Suriye arasında bir Kürdistan kurulacaktı. Bunun
dışında, Türkiye'ye bırakılan topraklar nüfus mıntıkalarına ayrılmakta;
İtalyanlar Antalya ve Konya, Fransızlar Adana, Sivas ve Malatya bölgesi
üzerinde, İngilizler de Irak'ın kuzey kısmında nüfuz bölgeleri tesis
ediyorlardı. İstanbul'da ise hükümet ve padişah oturacak fakat, İstanbul
milletlerarası bir şehir olacak, Boğazlar'da ordusu, donanması, bütçesi ve
organize kuruluşları ile bir komisyon bulunacaktı. Türklere bırakılan bölge,
hakimiyet hakkı en ağır şekilde sınırlanmış, Ankara ve Kastamonu vilâyetleri ve
dolayları idi. Sevr'e göre, memleket dahilinde bulunan azınlıklar Türklerden
daha fazla haklara sahip oluyor, vergi vermeyerek, askeri hizmet yapmayarak
imtiyazlı (ayrıcalıklı) bir durumda bulunuyordu. Türk tabiyetinden çıkanlar
birçok yükümlülüklerden kurtuluyorlar, yeniden hiç kimsenin Türk tabiyetine de
girmesine müsade edilmiyordu.
Devletin askerî kuvveti, her
bakımdan sınırlanarak azamî miktar 50.700 kişi olacak; tank, ağır top, uçak
bulunmayacaktı. Askerlik de gönüllü olacak, donanma ise 7 gambot ve 6 torpidodan
ibaret olup, donanmada denizaltı da bulunmayacaktı. Diğer taraftan mâlî ve
iktisadî hükümler, Osmanlı Hükümeti ile Meclisin yetkilerini hiçe saydıracak
şekilde sınırlayıcı ve külfet teşkil eder mahiyette olup, Osmanlı Devleti'ni
İtilâf Devletlerinin müşterek sömürgesi haline getiriyordu. İngiliz, Fransız ve
İtalyan devletlerinin temsilcilerinden kurulu Mâli Komisyon, Osmanlı Devleti'nin
gelir ve giderlerini düzenlemekte ve devletin yetkilerini devletlik sıfatı ile
bağdaştırılmayacak şekilde bağlamakta idi.
Sevr Antlaşması'nın Osmanlı
Hükümeti'nce imzalanması, Anadolu'daki millî mücadele azmini kuvvetlendirmiş,
halkın İstanbul Hükümeti'nden ümitlerini kesmesine neden olmuştur.
Büyük Millet Meclisi 19
Ağustos 1920 tarihli toplantısında, Sevr Antlaşması'nı imzalayan ve bunu
onaylayan Şûra-yı Saltanat'ta bulunanları vatana hıyanetle itham ederek vatansız
sayılmaları kararını aldı. Aynı zamanda Büyük Millet Meclisi Hükümeti bu
antlaşma ile kendini hiç bir surette bağlı görmediğini de ilân etti.
KURTULUŞ SAVAŞI
Osmanlı Devleti Birinci
Dünya Savaşına Almanya'nın yanında katılmıştı. Ağır ve yorucu savaşlardan çıkmış
Osmanlı kuvvetleri savaş sırasında kahramanca çarpışmalarına rağmen, düşman
kuvvetlerinin tüm yurdu işgal etmelerine karşı koyamamışlardı. Bu sıralarda
imzalanan Mondros ve Sevr Antlaşmaları, Osmanlı Devleti'ni tamamen yok etmeye ve
Türk yurdunu parçalamaya yönelik hazırlanmıştı.
Sultan Mehmed Vahdeddin
Osmanlı Mebusan Meclisi'nin toplanmasına karar verdi. Toplanan meclis düşman
devletlerin görüşleri dışında bir karar alarak Misak-ı Millî'yi kabul etti.
Bunun üzerine İngilizler İstanbul'u resmen işgal edip Osmanlı Mebusan Meclisi'ni
dağıttılar.
19 Mayıs 1919 yılında
Samsun'a çıkarak Millî Mücadele hareketini başlatan Mustafa Kemal Paşa ve
arkadaşları Anadolu'daki direniş hareketini örgütlediler. Kongreler, Kuva-yı
Milliye direnişleri gerçekleştirildi. Nihayet 23 Nisan 1920'de TBMM'nin
Ankara'da açılmasına karar verildi.
Türk milleti, canını ve
malını hiçe sayarak girdiği Kurtuluş Savaşı'ndan muzaffer çıkmış, düşmanlar
vatan topraklarından atılmıştı. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa idaresinde büyük
bir zafer kazanılmıştı. Yeni meclis saltanatın kaldırılması ve Osmanlı
hanedanının Türk topraklarından çıkarılmasını istemişti.
İSTANBUL'DAN AYRILIŞI
Hayatını tehlikede gören
Sultan Mehmed Vahdeddin, İstanbul'daki işgal kuvvetleri komutanına baş vurarak
İngiliz devletine sığınmak istediğini bildirdi. 17 Kasım 1922 sabahı
İsranbul'dan Malaya isimli bir İngiliz zırhlısı ile ayrıldı.
Saraydan ayrılışından sonra
Vahdeddin önce Malta'ya, daha sonra Hicaz'a gitti.
Mekke'de bir süre kaldıktan
sonra İtalya'nın San Remo şehrine giderek vefatına kadar orada kaldı.
ÖLÜMÜ
Sultan Mehmed Vahdeddin, San
Remo'da kalp yetmezliğinden dolayı 15 Mayıs 1926 günü 65 yaşında vefat etti.
Vatan topraklarına gömülmek en büyük arzusuydu. Ancak bunun mümkün olmayacağını
bildiği için en azından halkı müslüman olan bir ülkenin topraklarına gömülmek
istemişti. Şam'daki Selâhaddin Eyyubi Türbesi'ni seçmişti ve bu son arzusuydu.
Cenazesi alacaklıların haciz
koymaları yüzünden bir süre ortada kaldı. Ancak devrin Suriye Devlet Başkanı
Ahmed Nami Bey, olayı duyunca çok üzüldü ve bütün borçlarını ödeyerek,
cenazesini Suriye'ye getirtti. Ancak toprağa verilmeyi çok arzuladığı Selâhaddin
Eyyubi Türbesi doluydu. Ahmed Nami Bey, Sultan Mehmed Vahdeddin'in cenazesinin
Sultan Selim Camii'nin
bahçesine gömülmesini sağladı.
TUĞRASI

|